Gençlik Nereye ?

Gençlik Nereye ?

GENÇLİĞİN BU DURUMUNDAN SEN DE SORUMLUSUN!

Türkiye, bir süredir gençliğin çeteleşmesi, gettolaşması ve değer erozyonunun ağır sonuçlarıyla
yüzleşiyor. Son günlerde işlenen cinayetler, sokak ortasında gerçekleşen bıçaklı kavgalar ve
sosyal medyada neredeyse bir “meydan okuma” gibi paylaşılan suç görüntüleri, geleceğimizi
tehdit eden karanlık bir tabloyu gözler önüne seriyor. Daha acısı, gençler arasında hızla yayılan
“para itibarlı olmaya yeter” anlayışı, toplumsal çürümenin en çıplak yansımasıdır. Artık
ülkemizin sokaklarında korku kol geziyor. Korkarım ki en çok korkmamız gereken şey, korkuya
bile alışmamız.
Birkaç gün önce İstanbul Çekmeköy’de 17 yaşındaki bir gencin elinden çıkan kurşun, bir spor
kulübü başkanını hayattan kopardı. Eyüpsultan’da bir cinayetin faili sadece 14 yaşındaydı.
Kahramanmaraş’ta yine bir çocuk, 17 yaşında, cinayet zanlısı olarak yakalandı. Daha ne
kadarını sayayım? Bir hafta içinde üç cinayet… Faillerin hepsi 18 yaşından küçük. (Kaynak:
NTV)
Yetmedi… 15 yaşındaki Hilal Özdemir, çalıştığı düğün salonunda canice öldürüldü. Ardından 16
yaşındaki Hira Aygar’ın cansız bedeni, bir aracın içinde kurşunlanmış halde bulundu. (Kaynak:
BirGün) Daha çocuk… Daha oyun çağında. Ama biz, bu haberleri üçüncü sayfa rutini gibi
tüketiyoruz. Kanla yazılan haberlerin arasında kahvemizi yudumlamaya devam ediyoruz.
Daha geçtiğimiz haftalarda İstanbul’un Esenyurt ilçesinde 16 yaşında bir genç, yaşıtı tarafından
sokak ortasında bıçaklanarak öldürüldü. Yine geçtiğimiz ay Ankara’da bir lise öğrencisi, okul
çıkışında bir grubun saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti. Antalya’da ise sosyal medyada
örgütlenen genç gruplar, adeta mahalleleri bölüşen bir “çete mantığı”yla hareket etmeye
başlamış durumda. Bu olaylar tesadüf değil; birer “alarm çanı”dır.
Sorunun kökeninde, yıllardır ihmal edilen gençlik politikaları, derinleşen ekonomik
adaletsizlik, yozlaşmış değerler sistemi ve ne yazık ki adaletin işlememesi yatıyor. Çünkü bu
ülkede artık herkes görüyor: Gerçek suçlular parası, siyasi tanıdıkları, “dayıları” sayesinde
ya hiç ceza almıyor ya da en büyük suçlardan bile birkaç ayda tutuksuz yargılanmak
üzere salınıveriyor. Bu tabloyu gören genç, “Demek ki yakalanırsam bile kurtulurum” diyerek,
suç işlemeyi göze alıyor. Bugün gençlerimizin önüne koyduğumuz tablo şu:
 “Başarılı” olmak erdemle değil, parayla ölçülüyor.
 “İtibarlı” olmak ahlakla değil, siyasi bağlantılarla elde ediliyor.
 “Adalet” zengin için bir tebessüm, fakir için bir kâbus haline geliyor.

Sayfa 2 / 4
Çocuklarımız bu çarpık düzeni görmüyor mu sanıyoruz? Bir hırsızlık yapan gariban genç
yıllarca cezaevinde sürünürken, milyonluk yolsuzluk yapan iş adamının, siyasi “dayısı”
sayesinde ellerini kollarını sallayarak dolaşmasını izlemiyor mu? Gözlerinin önünde, suçun
yanına kar kaldığını gördükçe, neden dürüst olmayı seçsin?
Bu ülkede “en büyük suç” bile birkaç basit cümleyle temize çekiliyor: “Tutuksuz yargılansın,
sabıka kaydı temizlensin.” Ama edebiyle, karakteriyle var olmaya çalışanlar için adalet tokmağı
en sert şekilde iniyor. İşte bunu gören gençler, “ya güçlü olacaksın ya da ezileceksin” anlayışına
sarılıyor. Bu yüzden çeteler büyüyor, gettolar genişliyor. Oysa biz bunları filmlerde görür,
kartelleri, çeteleri, gettoları oralardan tanırdık. Ancak bugün canım ülkemin sokakları, bu
filmlerin sahneleri gibi…
Bugün geldiğimiz noktada, mahalle aralarında gençlerin birbirine silah çekmesi, sokak
ortasında cinayet işlemesi sadece bireysel öfke patlamaları değil; devletin boş bıraktığı alanı
“suç örgütlerinin” doldurduğunu gösteriyor. Çocuklarımız, gettolarda hayatta kalabilmek için
ya bu çetelere katılıyor ya da onlara boyun eğiyor. Bu, sadece güvenlik sorunu değil; toplumsal
çürümenin en çıplak göstergesidir. Peki bu durumdan kimler sorumlu: Bu tablo sadece ailelerin
ya da bireylerin hatası değil. Devletin bizzat ihmalidir. Hükümet yıllardır gençliği koruyacak
sosyal politikaları üretmek yerine, gençlerin sorunlarını sadece polis baskınlarıyla! Bastırmaya
çalıştı. Uyuşturucuyla mücadele dediler, uyuşturucu baronları hâlâ ellerini kollarını sallıyor,
hatta kollanıyor. Çeteler dediler, çetelerin arkasındaki derin bağlara dokunmadılar. Çünkü çoğu
zaman bu kirli düzen, birilerinin işine yarıyor.
Mahallelerde gençlik merkezleri açmak yerine gökdelenler dikildi. Spor salonları yapmak
yerine, rant projelerine imza atıldı. Eğitimde fırsat eşitliği sağlamak yerine, parası olanın
çocuğunu özel okullara, olmayanın çocuğunu umutsuzluğa mahkûm eden bir sistem kuruldu.
Bugün gettolaşmanın, çeteleşmenin, kaybolan değerlerin en büyük müsebbibi, bu ülkeyi
yönetenlerdir. Ne yazık ki AKP sonrasında birçok konuda olduğu gibi bu durumda da enkaz
kalacak ve normale dönmek için uzun yıllar gerekecek…
Peki biz ne yaptık? Toplum olarak hangi değerlerimizi kaybettik ki, gençlerimizin gözünde
itibar, ahlak, liyakat değil; para, şiddet ve korku saygı görmeye başladı? Bugün bu soruyu
kendimize sormazsak, yarın çok daha büyük bedeller ödeyeceğiz. Çünkü mesele yalnızca
devletin değil; toplumun tamamının, en hafif tabirle söylemek gerekirse, mahcubiyet duyması,
gereken bir mesele. Herkes sorumlu: görmezden gelen siyasiler, hesap sormayan hukuk
sistemi, çocuklarını sokaklara terk eden aileler, yalnızca izlemekle yetinen bizler… biz de suçsuz

Sayfa 3 / 4
değiliz. Mahallemizdeki gencin yanlış yola girdiğini gördüğümüzde “bana ne” dedik. Sokakta
kavga eden çocukları görüp televizyonun sesini açtık. Bir gencin kötü alışkanlıklara bulaştığını
duyduğumuzda “bizim evladımız yapmaz” diye avutmayı seçtik. Hepimiz sustuk, hepimiz
görmezden geldik.
Bugün sokakta bir çocuğun elinde bıçak, bir diğerinde silah varsa, bu sadece onların suçu değil.
Bu, bizim toplumsal ayıbımızdır. Bu ayıpla yüzleşmeden, hiçbir çözüm gerçek olmayacak.
Tüm bu olumsuz tabloya rağmen, elbette çözüm var, elbette yapılacak birçok şey ve toplumun
bir kesiminde, değiştirmek için irade var.
Öncelikle adalet sistemini yeniden inşa etmek gerekiyor. “Yapanın yanına kâr kalıyor”
anlayışının kökünü kurutmadan hiçbir şey değişmez. Hukuk, gençlerin gözünde yeniden
güvenilir hale gelmeli. Bununla birlikte, eğitim politikaları yalnızca sınav odaklı olmamalı;
değerler eğitimi, yaşam becerileri, sanat ve spor olanaklarıyla gençlerin önüne başka yollar
açılmalı.
Evet, polisin, yargının rolü var. Ama çözüm sadece cezalandırmak değil, önlemekle mümkün.
İşte burada STK’lar devreye girmeli. Spor kulüpleri, gençlik dernekleri, sanat atölyeleri, meslek
edindirme kursları… Bu projeler bir çocuğu çeteden çekip alabilir.
Çünkü gençleri sokaktan çekip hayata kazandıracak, onların elinden tutacak en samimi
adımlar, çoğu zaman devletin ağır bürokrasisinin dışında, STK’ların girişimleriyle atılmalıdır.
Bizler de bunun için yıllardır çaba gösteriyoruz ve bu bağlamda yeni bir adım daha atıyoruz. Bu
bağlamda, MADÜM – Mersin Aydın Düşünce Derneği olarak, Toroslar Belediyesi
işbirliğiyle PRODES kapsamında hayata geçirmek için başvurusunu yapmaya
hazırlandığımız “Toroslardan Yıldızlar Parlıyor” projesi, tam da bu sorunların
çözümüne yönelik bir adımdır. Bu proje, çocukları ve gençleri suça değil; akılla düşünmeye,
sanata, spora, üretime ve bilime yönlendirmeyi hedefliyor. Her gencin içinde parlayan yıldızı
keşfetmeye, onu doğru bir yola kanalize etmeye çalışıyor. İşte bu tür örnekler, Türkiye’nin dört
bir yanında yaygınlaştırılmadıkça, dorunun çözümü çok daha zor olacak ve uzun zamana
yayılacak…
Yazının bir bölümünde de değindiğimiz gibi sorunun çözümünde STK’lar tek başına yetmez.
Devletin, belediyelerin, üniversitelerin bu yapılarla işbirliği yapması şarttır. Örneğin, bir
gençlik merkezi o mahallede çeteyi bitirebilir; bir spor sahası onlarca çocuğu uyuşturucudan
uzak tutabilir. Bir kütüphane, bir tiyatro atölyesi, bir meslek kursu… Bunlar “lüks” değil,
toplumun geleceğini kurtaracak yatırımlardır.

Sayfa 4 / 4
Bugün sorumluluk yalnızca hükümetin değil (her ne kadar yıllardır uyguladığı, yanlış
politikalar, liyakat eksikliği belirgin yöneticilerin varlığıyla baş sorumlulardan olsa da);
hepimizin omuzlarındadır. Çünkü biz sustukça, göz yumdukça, “benim çocuğum yapmaz”
diyerek sıyrıldıkça, karşımıza çıkan tablo daha da ağırlaşıyor.
Bir gencin hayatı daha sönmeden, bir ana daha evladının tabutuna sarılmadan, bu gerçeğin
farkına varmalı ve yüzleşmeliyiz.
Evet, öfke duyuyoruz. Ama aynı zamanda, derin bir mahcubiyet hissetmeliyiz. Çünkü bu gençler
bizim gençlerimiz. Bu ülkenin sokaklarında büyüyor, bizim değerlerimizle yoğrulması
gerekirken, bizim ihmallerimiz yüzünden suçun, şiddetin, sahte itibarın kucağına düşüyorlar.
Eğer bugün harekete geçmezsek, yarın hepimiz daha büyük bir bedeli birlikte ödeyeceğiz. Edep
ve ahlak önce ailede kazanılan değerlerdir
Son söz: Eğer bugün gençlik çetelerin elinde oyuncak oluyorsa, bunun hesabı sorulmalıdır.
Siyasetten, adaletten, medyadan, ailelerden… Hepimizden! Çünkü edep ve ahlak önce aileden
öğrenilen, sonra eğitim ve toplumsal çevre ile pekiştirilen değerler bütünüdür.
Bu tablo, bizi sadece öfkelendirip mahcup etmemeli; aynı zamanda düzeltme iradesi vermelidir.
Unutulmamalı ki; bizim sessizliğimizle büyüyen bu yangın, yarın kendi evlatlarımıza da ulaşıp
yakacak.
Gençliğini kaybetmiş bir millet, geleceğini kaybetmiştir. Henüz çok geç değil…

Gültekin KÜPELİ – 10.09.2025

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar